Pişi mi, Bişi mi?

Hikayeden aklımda kalan cümle bu:”Hamurdan insan figürü yapmış ve sonra hamur can bulup ayağa kalkmış”.

Okul çıkışı eve gelip karnımızı doyurmamız gerektiğinde temel olarak üç alternatifimiz vardı, patates kızartması, salçalı yarım ekmek tost veya hamur kızartması… Genellikle tost veya patates kızartması olurdu, kızaran patatesi de ekmeğin arasına koyup yerdik. Bir gün canımız hamur çekti, fırından ekmek için hazırlanan çiğ hamurdan aldık, zaten kızartma uzmanıyız, hamurları belli ölçüde koparıp kızartacağız. Kış ayı olduğu için hamur eve gelene kadar küçüldü, şişmesi için derin bir tencereye koyup sobanın arkasına koymuş bekliyorduk. Herkes işte, dedem herhalde uyuyordu. Çok geçmedi bir ses duyduk, yumruk kadar hamur koca tencerenin içinde futbol topu büyüklüğüne ulaşmıştı, dayımın anlattığı canlanan hamur karakteri hikayesi aklımıza geldi ve korktuk, çok kısa sürede tencereyle beraber hamuru balkondan bahçeye attık. Şimdi ne kadar komik geliyorsa o zaman o kadar korkunçtu bu yaşadığımız. Akşam olunca konu anlatıldı ve tencere bahçeden alındı. Çocukların hayal dünyası çok geniş oluyor, ne olur çocuklara bir şey anlatırken dikkat edin. Anlık bir korkuydu, sonra hamurun canlanamayacağını ve bir hikayeden ibaret olduğu anlatıldı, anlamış gibi yapıp bundan sonraki süreçleri salçalı tost ve patates kızartmasıyla geçirdik.

Çocukluğumuzda hamuru pek sık yerdik, pişi dendiğini çok sonra duydum, ben yine de hamur kızartması diyorum. Bir dost sofrasına davetliydik. Pişi yiyecektik fakat gittiğimizde pişiden fazlası vardı, marmelatlar, turta, yeşillikler… Hepsi bahçeden öyle çakma organik değil, bildiğin has organik ürünler. Biz pişiye dönelim, pişi ismine ısınamadım ben hamur diyeceğim, “pişi” olayın ağırlığını hafifletiyor gibi geliyor bana. Ülfet teyzemizin hazırladığı sofra süperdi, kendisine tekrardan teşekkür ediyoruz, eline emeğine sağlık. 

Yukarıda gördüğünüz harika sofrayı hazırlayan ve bizi davet eden dostlarımıza şükürler olsun, işleri ve hayattaki tüm işleri yolunda gitsin.

Hamurun tarifini almak kolay olmadı, tam tarifi soruyorum, Ülfet teyze anlatmaya başlıyor ama konu bir yerden sonra değişiyor, not almak için yanımda kağıt kalem de yok, telefona not almayı da sevmediğimden aklımı kullanıyorum, kullanıyorum da aklım karışıyor 🙂 Tarif almak uzun sürdü, kolay mı sırrı vermek. Şaka bir yana ben ellere çok inanırım, bazı yemekler bazı ellerde güzel oluyor, istediğin kadar harfiyen uygula olmaz. Bir de ortam çok önemli, dost sofrasındasın, açık havada oturuyorsun, güzel demlenmiş çay… Ülfet teyze tarifi verdi, harfiyen uygulamadım, uygulasaydım bile ilk yapışta iyi bir sonuç beklemiyordum. Nasıl yaptığıma geçeyim mi?

Yarım kiloya yakın un, bir paket maya (mayayı fazla koydum, daha az olmalıydı), iki bardak süt, tuz. Unu yavaş yavaş katarak hamur kıvamına getirdim, 3 aşamalı mayalanmaya bıraktım. Ve kızarttım 🙂 Nasıl oldu, ilk yapışıma göre iyi oldu, yumuşaktı. Ama daha iyi olması için pratiğe ihtiyaç var. Bir de elin alışması, öyle yoğuracaksın ki hamuru, hamur da korkmayacak sen de korkmayacaksın. Dostça yoğuracaksın.

Sofralar kurup dostlarınızı çağırın. Ben tüm çağrılara açığım, çağırın geleyim 🙂

Son: Pişi mi bişi mi? Hamur hamur:)

Sevgiyle kalın dostlar.