Hiç İtalya’ya Gitmedim!

Hiç İtalya’ya gitmedim, gitseydim herhalde risotto, dondurma, pizza ve makarna yerdim. Dondurmayı Çin’den Avrupa’ya getiren Marko Polo mu bilinmez ama dondurma denilince akla İtalya gelir. Makarna da tartışmalı bir konu… İtalya açısından tartışmasız olan kendine özgü pizza ve risottodur herhalde. Kendilerine has yemekleri olan ülkelere bir başka bakıyorum, aç kaldığım ülkelere tekrar gidesim gelmiyor. İtalya’yı cazip kılan bir başka detay ise Ferzan Özpetek’in filmleri diyebiliriz diye düşünüyorum. Filmlerinde kalabalık sofralar ve sohbet eşliğinde bir araya gelinmesiyle yenen yemekler ve sofra sahnelerin, kuşkusuz filme gerçekçilik duygusunu veren en net ögelerin, aile ya da dostlarla yemek sofrasında beraber olmaları diye düşünüyorum. Düşünsenize günde 3 defa yaptığımız bir şey filmin içinde yok!

Risotto yapacağım ama daha önce bir defa ya da iki defa yemişliğim var, hatırladığım kadarıyla lapa olan bir pilavın daha kremalı ve tuzlu oluşu, bunun dışında başka bilgiye sahip değilim. Pilavın yerine siyez bulguru, ezine peyniri ve istiridye mantarı kullandım, bir de soğan. Dileyen kısaca videosunu izlesin. Risotto dediğin nedir ki, akışkan peynirli pilav 🙂

Nasıl olduğunu söyleyeyim, böyle bir lezzet görmedim, umarım bir sonraki yapışımda aynı tadı tutturabilirim, sağlıkla kalın dostlar.

Siyez Bulgurlu Risotto Videosu

Reklamlar

Fırında #Uskumru Nasıl Yapılır

Uskumruyu yaptım, facebook hesabımda balık alırken çekilen fotoğrafı paylaştıktan sonra zaman akışına baktım ve Cem Seymen’in facebook hesabını kapatmak istediğini ama gelen yorumlar nedeniyle devam etme kararını aldığını öğrendim. Pazar günleri “para dedektifi” programı olduğunu hatırlayıp hemen CnnTürk’ü açtım. Program beni çok etkiledi, bildiğim ve özen gösterdiklerim konusunda sorun yoktu ama geleceğimiz ve günümüz açısından endişelendim, “bende suçluyum” diyordu Cem Seymen, ben derken koca bizden söz ediyordu, ben demesi BİZdik. Balık üzerine yapılan program ile bugün sezonun ilk balığını yiyecek olmam tam bir tesadüftü, iyi denk geldi(m).

Pazardan sebze alırken balık tezgahlarına hep bakarım ama almam, çünkü balık denetime tabi olan bir üründür, açık söyleyeyim ben balıkları metrodan alırım. Metro neden güven verir? Pazardan ya da türevi yerlerden alırken şunu sorarız, deniz mi? kültür mü? Deniz ise kendi yemini bulan ve denizde özgürce gezen balık diye düşünebiliriz, kültür, yetiştirme veya çiftlik balık denilince aklımıza, denizin bir bölümünde ağlarla korunan bir alanda yem ile beslenen balıkları düşünebiliriz. Soru şu; balıkları denizde kim avlıyor veya kim yetiştiriyor? Soframıza gelene kadar arada hangi aracılar var? En önemli soru şu, lüfer yemek için çinekop ve sarıkanat gibi türleri avlayan kaçak balıkçıları nasıl engellenecek? İklim değişiyor, su ısısı düşmüyor ve balık türleri olumlu/olumsuz bu durumdan etkileniyor. Çengelköy’de küçük balıkların avlanmasına karşı bir konuşmaya tanık olmuştum, bir aşçı şunu diyordu, eskiden boğazda lüfer oltasız tutulurmuş, sandaldan elini daldırıp lüfer yakalanırmış. Denizler kuruyor ve kirleniyor, belki son balıkları yiyoruz, biz tükettik, biz bitirdik, biz kirlettik, hepimiz suçluyuz Cem Seymen’in bugün para dedektifi programında söylediği gibi. Özetle balığı nereden alacağız, lüfer yemek için sarı kanat ve çinekop balıklarını ilkesel olarak satmayan, balıkların üzerine alım yapılan firmanın bilgisi, av ya da yetiştirme gibi özellikleri rahatça üzerinde görebildiğimiz, temizliği yapanların ve ortamın temizliği görebildiğimiz yerden alabiliriz, ben metrodan aldım, metro gibi güven veren yerlerden alabilirsiniz, kaçak avlanma veya ne şartlarda pazar ve pazar gibi yerlere gelen satıcılardan emin değilseniz almadan önce düşünün derim.

Biraz canınızı sıktım biliyorum, ilk defa ithal olmayan uskumru ile tanıştım, uzun süre sularımızda bulunmayan uskumruyu soframa konuk ettim, öncelikle şunu söylemeliyim, yağı, eti ve lezzetini çok beğendim, kariyerimi riske atarak değişik bir usul denedim, yanına karnabahar koydum:) Özetle çok güzel oldu.

Soğan dizdim, üzerine biraz domates, köşelere karnabahar ve limon dilimleri, temizlenmiş balıkları dizdim, limon kabukları, limon, zencefil, kırmızı pul biber, karabiber, tuz ve azıcık anason ile sos oluşturdum, sosu balıkların yüzeylerine ve içlerine güzelce sürdüm. Son olarak balıkların üzerine dereotu ve defne yaprağı ile 200 derecelik fırında 40 dakika kadar pişirdim, nasıl oldu, süper oldu. Elime sağlık.

Ben öyle haftada 3 gün balık yenmeli gibi pazarlama ya da tüketim oyunlarına gelmem, vücudumuz bize ihtiyaçları söyler, daha az yemek, daha az tüketim daha fazla huzur ve sağlık getirir, kesin bilgi.

Hadi kalın sağlıkla ve sevgiyle.

 

Badem ve Yer Fıstıklı Fasulye

Bademli fasulye, üzerine fasulyenin amca oğlu yer fıstığı:) Yer fıstığı, eskiden pek değeri bilinmez ve fiyatı bakımından daha ulaşılabilir bir yemişti sanki, şimdilerde leblebi de öyle, pek değerlendi, nohut fiyatları artınca…

Neyse biz geçelim yemeğe, yerel bir üreticiden fuarımsı bir alandan fasulye ve badem almıştım, fasulyeleri haşladım, haşlandıktan sonra domates, soğan ve biraz zeytinyağ ile pişirdim, ne yemek ne de zeytinyağlı ortaya karışık bir şey çıktı. Malumunuz havalar çok nem tuttu, nemi bırakırken biraz sel seklinde olacağını görebiliyoruz artık. Bahar arada kaynayacak gibi, yatay geçişle kışa gireceğiz gibi bir his var içimde. Isımız düşecek kışlık kıyafetler derken biraz soğuk aldığımızda sersemleyeceğiz ve girip aşısı olalım mı olmayalım mı konuları dolaşıma çıkacak, televizyonlarda soğuklarda ne yenilir ne yenmez bültenleri dolaşacak şimdiden görebiliyorum:) Neyse biz erken yol alalım, hasta olunca değil de hasta olmadan önce kendimizi kış mevsimine hazırlayalım. Ayrıca hasta olmak kötü değil ama kalabalık iş ve yaşam ortamların içinde maruz kaldığımız koşullardan dolayı hasta olmak pek iyi olmayabilir. Hava ısısı ani değiştiğinde buna hazırlıklı olamamız gerektiğini düşünüyorum, bu benim düşüncem. Fasulye ısımızı artıran bir yiyecektir, yedikten sonra sanki 1-2 derece ısımız yükselmiş gibi hissederiz, bu durum bizi soğuk şartlarda avantaj sağlar, tam kış gelmeden bir deneme yaptım, servis yaparken badem ve yer fıstığı kullanarak afiyetle yedim:) Nasıl oldu? Yaptım oldu, şahane oldu, siz de yapın olsun. Sağlıkla kalın dostlar.

Geçmişte “yağlı fasulye”,  “pancarlı kuru fasulye” ve “Enginarlı Piyaz” yapmıştım. Merak edenler için link paylaştım.

Akdeniz Heykeli

Gezi bölümü ekledim, ruhun gıdası olan bir beslenme yönetimi de söz konusu olduğunu düşünüyorum. Bir sergi gezmek sağlığımızı etkiler mi sorusuna şunu söylemek mümkün, keyif aldığınız ve an meselesinde bir başınıza kaldığımızda bence iyi yapıyoruz demektir. Her bakımında sağlık bir durumdur. “Sergideyim” öz çekim yapıp paylaşmaktan söz etmiyorum. Önce sen anlamlandır, içleştir, iyi zaman geçir, mutlu ol ve düşün; kendin için iyi yaptığını anla ve mutlu ol bu kadar.

Beyoğlu’nda çocukluğu geçmiş biri olarak değişimleri çok yakından gören biriyim. Teyzem Rebul Eczanesi‘nde, dedem Balık Pazarı’nda, büyük teyzem Santral Han’da, annem Şişhane’de çalışıyordu. Emek Sineması, Atatürk Kültür Merkezi, Atlas Sineması, Sinepop gibi zamanın en yoğun sosyal alanlarında bulundum, Havai Lostra‘da ayakkabı boyatıp Formen’de traş olur, dedemden dayıma kalan tezgaha gider Şampiyon’da kokoreç ve midyemizi yedikten sonra akşam sinemaya veya AKM (Atatürk Kültür Merkezine) gidilirdi. Rebul’de çalışan rahmetli teyzem bizi çok yere götürürdü.

Beyoğlu konusunda anlaştık mı? Gelelim son dönemlerdeki değişime, ben iyi tarafında bakacağım.

YKY (Yapı Kredi Kültür Yayınları) binası yanilenmek üzere kapatıldı, nasıl olacağı konusunda hep meraklandım, tarihi olmayan bir binanın yıkılıp yeniden modernize edilmesine kimse itiraz etmezdi. Yıkıldı ve yenilendi. Eski halini bilenler yeni haline çok şaşıracak. Tasarım açısından iyi bir yapı çıkacağına inanıyordum ama bu kadar güzel olacağını tahmin etmiyordum, çok etkilendim ve Beyoğlu adına çok sevindim. Mimar olsam ve Beyoğlu’nda bir başka proje yapsam ve YKY’nin yeni binasını görsem İstanbul’u terk ederdim. Abartmıyorum, gidin görün, tasarım açısından bayılacaksınız, dışarıdan durup bakıp düşümeceksiniz ve şöyle diyeceksiniz? Binanın önü cam mı? O içerideki heykel Akdeniz Heykeli mi? Acayip olmuş…

Daha kapsayıcı bir form kazandırılan binanın şeffaf ve davetkar cephesi sayesinde Galatasaray Meydanı’ndan geçenler, kültür sanat merkezinin içindeki etkinliklere tanık olabiliyor. Yapı Kredi Kültür Sanat binası ayrıca, Türkiye’nin en bilinen heykeli olan İlhan Koman’ın “Akdeniz” heykeline ev sahipliği yapıyor. İlhan Koman’ın “İnsanın kucaklaşması, sevgisi anlatılırken Akdeniz aklıma geldi; Akdeniz büyüktü, bizden bir denizdi. Kucak açmayı bu adla anlatmak istedim” sözleriyle açıkladığı heykel, binanın üçüncü katından İstiklal Caddesi sakinlerini selamlıyor. “Akdeniz”, aynı zamanda Cumhuriyetimizin 50. yılı şerefine Yapı Kredi tarafından değerli heykeltıraş Şadi Çalık’a yaptırılan meydandaki soyut heykel ile de kucaklaşıyor.

Yeni binada sizi  “Yapı Kredi Koleksiyonlarından Bir Seçki” karşılıyor. Daha çok sürpriz var. Bende tüm bilgi ve fotoğraflar mevcut ancak daha fazla detay vermeyim ve yolunuzu Beyoğlu’na düşürün.

Sarmal hakkında bilgiyi buraya bırakıyorum.

Eleştiri: Kitap bölümü daha iyi olabilirdi. Işıklandırma ve alanın kullanım şekli (asma kat) biraz kasvetli olmuş gibi.

Kivi Kuşu ile Enginar

Enginar tariflerine devam, evet mevsimi geçti ama modası devam ediyor. Enginarı sade olarakta yiyebiliriz ki ben yerim. Enginarın faydasını artık sokakta kime sorsan bilir durumda ve sofraya verdiği çeşitlilik açısından da önemli bir seçenek olduğunu kabul edelim. ister yemek öncesi ister yemek sonrası isterseniz de ara öğün olarak değerlendirebilirsiniz. Ben genelde sabahları tercih ediyorum, klasik kahvaltıya alternatif iyi oluyor ve biraz olsun asidik kahvaltıya ara vermiş oluyorum. Yumurta ve süt ürünleri genelde asidik olduğu için mideyi şaşırtmak iyi oluyor, denemeniz tavsiye ederim. Hem haftaya değişik bir başlangıç yapmak adına iyi bir seçenek olabilir. Bir günümüz diğeriyle aynı ise yaşamış sayılmıyoruz mu bilmiyorum ama değişiklik iyi oluyor.

Enginarı limon, zeytinyağ ve su gibi malzemelerle haşlıyorsanız işiniz kolay, enginarın rolü daha çok yardımcı olmak gibi, asla ön sırada rol almak istemeyen mütevazı bir duruşu var sanki, bu yüzden yanına ekleyeceğiniz ne varsa uyum içinde oluyor. Kivi çok güzel oldu, zeytinyağlıyı meyve ile birleştirmek fikrini sevdim, badem, ceviz ve maydanoz eşliğinde güzel oldu, denemeniz tavsiye ederim.

Bir meyveye isim verecek olsanız ne yapardınız? Neye benzediğine bakar mıydınız? Anavatanı Çin, adını Yeni Zellanda veriyor, kivi kuşuna benzediği için bu meyveye kivi adını veriyorlar. Gereksiz bu bilgi ne işinize yarar bilmiyorum ama paylaşmak istedim:) 

Herkese iyi haftalar.

İnek Gibi Bakma!

Hayvanlar üzerinden kurduğumuz cümleleri düşündüm de;

“ayı gibi yeme”

Keşke ayı gibi yese(k)m, ayının yediği somonu yediğinizi düşünüyor musunuz? Norveçli bir aşçıya soruyorlar, yediğimiz somonlar Norveç’ten mi geliyor? Şaka mı yapıyorusunuz diyor ve ekliyor aşçı, Norveç’in dünyaya somon yetiştirebileceğini mi düşünüyorsunuz diyor ve çiftlik somonları yediğinizden emin olabilirsiniz diyor. Yani kültür veya yetiştirme denilen balıkları biliriz ya işte yediğimiz somonlar da böyle, meraklıları “somon çiftlikleri” diye arama yaparlarsa gerekli bilgiyi edinebilirler. Keşke ayı gibi yesek…

“hayvan gibi adam”

Aslanım dendiğinde mutlu olup, eşek denildiğinde kızıyoruz, nasıl bir hayvan? Hayvana dönüşeceğiz ve 10 saniyenimiz var, olmak istediniz hayvan ne olurdu? Kimse kendinden başkası olmak istemez, hele hele hayvanlara ettiklerimizi düşündüğümüzde içimizde bir korku oluştu mu? Eşek dünyanın en güzel hayvanı değil mi? Eşek görmüşüzdür, sevmişizdir, binmişizdir. Ormanlar kralını nerede gördük? Hayvan hapisanesinde, özgür olan eşek değil de mahkum aslan olunca mı hoşumuza gidiyor bilmiyorum ama sanıyorum güç meselesi. Aslan avlanmıyor bile:) Yan gelip yatıyor, kral ya yemek önüne geliyor daha ne olsun:) Sonuç: İnsan ve adam olduk, hayvanları güçlerine göre övmek ve yermek için kullanır olduk.

“hayvan oğlu hayvan”

Hangi hayvanın oğlu olurduk?

“inek gibi bakma”

Bugün çektiğim bu fotoğrafı çekerken korktum! İnek otluyordu, fotoğrafını çekmek için durdum ve döndü bana baktı, gözlerimiz birbirine bakıyordu, aklıma Black Mirror dizisi geldi. İnsanlar beslensin diye değil tüketsin diye yetiştirilen bu metan deposu canlılar seri şekilde üretiliyor ve soframıza geliyor, ihtiyaç değil de daha çok bir pazar malı olarak yatırım yapıldığını düşünürsek ve küresel ısınmaya olumsuz şekilde etkilediğini de düşünürsek (seri üretim, etini sınırsızca yemek için üretilen ve tüketenler için) çevreye de ayrıca dolaylı yoldan zarar vermiş oluyoruz, bu konuda herkes sorumlu. “Neyse inek gibi bakma” bakış açısı, inek gibi bakabilir miyiz? Sanıyorum bunun cevabı “Hayvan Çiftliği” kitabında olabilir, okumanız tavsiyesiyle. Yazar George Orwell.

60 yaşında olsak ve 20 yılını uykuda geçirdiğimizi düşünsek, 40 yıl kalıyor geriye, bu kırk yıl içine çocukluk, gençlik, eğitim, iş ve kariyer mesaisini düşünsek geriye ne kaldı? Hayat kısa dostlar, birşey anlatmaya çalışmıyorum, bir mesaj vermekte değil amacım, sohbet ve muhabbet olsun diye.

Kendime not: Et yemeyi önce gramaj bazında not al, yılda kaç kg yediğine bak, mümkünse et yemeği bırak.

Saygılar.

 

 

 

 

Sekizinci Enginar; Mercimekli


Mercimekli enginar, süsleme için pancar ve havuç kullandım, süs dediysek yemek için olduğunu söylemeye gerek yok herhalde. Dostlar fotoğrafta gördüğünüz gibi, pancar, havuç, mercimek, sarımsak, biberiye ve zerdeçal kullandığımı söyleyebilirim.

Böyle giderse ben bir enginarlı yemekler kitabı çıkarırım herhalde:) Sağlıkla kalın dostlar.

Mantarlı enginarı, nohutlu enginarı okumayanlar için link;

Mantarlı Enginar

Bamyalı Enginar

Ispanaklı Enginar

Enginarlı Piyaz

Baklalı Enginar

Tereyağlı Enginar

Nohutlu Enginar

 

Un, Şeker, Tuz, Süt, Gluten ve Mayasız Tatlı Olur mu?

Bugün 30 Ağustos 2017, Zafer Bayramımız Kutlu Olsun. Mustafa Kemal Atatürk’ü sevgi ve saygıyla anıyorum. Herkese iyi bayramlar.

Gece gece okuyupta canı tatlı çeken var mı? Varsa özür dilerim:)

Youtube dostlardan bir istek gelmişti, yaparım diye söz vermiştim, işte tatlı karşınızda. İster enerji barı şeklinde, ister tatlı şeklinde kullan sana kalmış.

Malzemeler:

Nohut unu,

keçiboynuzu unu,

hindistan cevizi yağı,

yulaf,

keten tohumu,

çiya tohumu,

zerdeçal,

üzüm pekmezi,

turunç reçeli,

spirulina,

yumurta,

limon,

fıstık ve ezmesi,

zeytinyağı,

Yapılışı:

Hepsini mikserle hamur haline getiriyoruz ve fırına veriyoruz, ölçü? Ne ölçüsü? Ölçü sensin okuyucu, ben yaptım oldu, sen de doğaçla olsun, formül gibi tarif veriyorlar ya çok kızıyorum, kimya dersinde miyiz:)

Tatlı için üzerine yaptığım sos muzlu, cevizli, tahin pekmez ve hindistan cevizli sos tarifini youtube abonesi olanlar izlesin, blog okuyucuları size buraya kadar.

Bayramlarda baklava yerine bunu yapın bolca yiyin:) Ama dikkat edin 50k koşturur.

Sevgilerimle.

Siyez Bulguru, Kinoa ve Karabuğdayı Döver Mi?

Gün geçmiyor ki sağlık üzerine bir program yapılmasın, bir makale çevrilmesin, bir ürün pazarlanmasın… Diyet lobisi veya sağlıklı beslenme gibi zayıflama üzerine büyük bir sektör oluştu, insanların kanını alıp nasıl besleneceğinden tut, ne yemesi, ne yememesi gerektiğini söyleyen bir sürü analizciler görüyoruz. Para karşılığı hizmet, net olarak şunu görüyorum, zayıflama üzerine karlılık içinde olan lobi, danışanların zayıflamasını istemiyor gibi, tıpkı ilaç tartışması gibi, ilaçlar bizi iyileştiriyor mu yoksa daha fazla hasta mı ediyor… Benim haddim değil, uzmanlık alanım olmadığı için de pek girmiyorum ilaç konusuna ama bana ilaç yazacak adamın/kadının farmakolojiye, hastalığa değil hastaya hakim olmasını beklerim, bu davranış ayrıca yıllarını bilime vermiş doktorları da iyi hissettiren bir şey. Doktorunuza danışmaktan korkmayın, ilaç yazmazsa ona kızmayın, hasta olarak gidip ilaç yerine şikayetinizin neden kaynaklandığını anlatabiliyorsa halinize şükredin. Ben bu konuda iyi insanlara denk geliyorum ve bakış açısının değiştiğini görüyorum, bu daha çok bir ya da iki hastanesi olan ciddi kurumlardan oluşuyor, bayilik sistemi gibi yayılmış hastaneler zincirinden söz etmiyorum…

Böyle bir yazıya neden başladım bilmiyorum, size ne ifade ediyor onu da bilmiyorum ama içimden çıkıverdi ve yazdım. Sanıyorum bugün okuduğum bir yazıyla ilgili depreşti duygularım… Neyse biz geçelim Ariflere İlham köşemize. Tarif haddimize değil.

Siyez bulguru, soğan, domates, iki orta boy patlıcan, pancar biber ve baharatları (zerdeçal, karabiber, kırmızı pul biber, tuz, kimyon) hep beraber bir tencereye koyup 1 ölçek siyez bulguruna 2 ölçek sıcak su ile kısık ateşte başlıyoruz, bu kadar. Bitince üzerine “Gerçek Ezine Peyniri” koyuyoruz, sahtelerinden sakının:)

Siyez bulguru hepsini döver…

Sağlıkla kalın dostlar.

Ezine Peynirli #Ispanak

Kahverengine dönmüş ve ağzı buruşturan ıspanak yemeği yiyenler burada mı? Ispanağın rengi yeşildir ve ağzı buruşturmaz ama nasıl, çok basit, yakarak değil ısıtarak yaparsanız hem rengini hem de tadını korursunuz. Popeye veya Türkçe dublajda bilinen adıyla Temel Reis gibi besin değerinden de yararlanmak istiyorsanız yemeği yakmayın.

5 dakikada Temel Reis yemeği; domates, soğan ve ıspanakları bir su bardağı su ile ısıtıyoruz, dilediğiniz baharatı ekleyin, bu kadar. Yanına bir de “Ezine Peyniri” ekleyin. (Gerçek Ezine Peyniri olsun)